MUTLULUĞUN SIRRI

Mutluluk dünya üzerinde her insanın erişmeye çalıştığı bir kavramdır. Ancak genellikle insanların bekledikleri mutluluk dünyevi şartlara bağlı olan, tamamen koşullu bir mutluluktur. Sürekli olan gerçek mutluluğu ise tam anlamıyla sadece iman edenler yaşayabilirler. Çünkü gerçek mutluluk ne insanlara, ne olaylara, ne mallara ne de makam ve mevkiye bağlıdır. Mutluluğun tek bir sırrı vardır; o da coşkulu bir Allah sevgisi ve Allah’a tevekküldür.

İman eden bir insan bu dünyanın gerçek mahiyetinin, kendi yaratılış amacının, Yüce Allah’ın kendisini denediğinin ve O’na kulluk etmekle sorumlu olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, hayatı boyunca, Allah’ın rızasını, rahmetini kazanmaya çalışır ve müminlerin gerçek yurdu olan cennete girmek için çaba harcar.

Mutluluk ise, Yüce Allah’ın salih kullarına samimi imanlarından ve bağlılıklarından dolayı, hem dünyada hem de cennette verdiği çok büyük bir nimettir. Müminlerin mutluluklarının ve huzurlarının kaynağı sadece imanlarıdır. Allah, samimi imanlarına karşılık, onların kalplerine mutluluğu ve huzuru bir nimet olarak hissettirmektedir. Müminlerin yaşadığı, şartlara bağlı bir mutluluk değil, Allah ve ahirete iman etmenin getirdiği manevi bir mutluluktur. Bu anlayıştan uzak yaşayan insanlar ise, iman etmedikleri sürece gerçek mutluluktan uzak kalırlar. Sonsuz güç sahibi Allah, din ahlakını yaşamamalarına karşılık bu insanların kalplerini mutsuz ve sıkıntılı kılacağını bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Müminleri Mutlu Kılan Nedir?

İman etmeyen insanlar, genellikle ahiret hayatının çok yakın olduğunu ve onunla karşılaşacaklarını düşünmeden yaşarlar. Ölümü, ölüm sonrasında nelerle karşılaşacaklarını, hayatları boyunca tüm yaptıkları için Allah’a hesap vereceklerini, bunun sonucunda da cennet ya da cehennemde sonsuza dek kalacaklarını akıllarına getirmez ya da getirmek istemezler. İşte bu insanları böylesine umursamaz davranmaya iten en önemli etken ise, sonsuz ahiret hayatını kendilerinden uzak görmeleridir. Bu düşüncedeki insanların kendilerince yaşayacak daha çok vakitleri vardır; bu yüzden hiç düşünmedikleri ya da düşünseler bile gerçekleşeceğine pek ihtimal vermedikleri birşey için hayatlarını, çıkarlarını ve kurdukları planlarını feda etmek istemezler. Bunu kendilerince çok büyük bir kayıp olarak nitelendirirler. Büyük bir hata yaparak, dünya hayatını ve dünya menfaatlerini, ahirette kazanacaklarına oranla çok daha yakın ve kolay görürler. Bu yüzden, dünyaya sımsıkı bağlanıp ahireti gözardı ederler. Tüm isteklerini bu kısa dünya hayatına sığdırmaya çalışırlar. Tüm hayatlarını Allah’ı razı edecek davranışlardan, din ahlakını yaşamaktan kaçınarak geçirir, kendi dünyevi tutku ve hırslarıyla tüm vakitlerini tüketirler.

Dünya hayatına duyulan hırs ise, insanları mutsuzlaştırmaktadır. Kuran ahlakından uzak yaşayan bu insanların, dünya hayatında mutlu olamayacaklarını, sürekli sıkıntı içerisinde yaşayacaklarını Yüce Allah, Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz. (Taha Suresi, 124)

İman etmeyen insanları mutsuzlaştıran, onlara huzursuzluk veren bir diğer konu ise, karşılaştıkları zorluk ve sıkıntı anlarıdır. Bu insanların mutluluğu tamamen dünyevi çıkar ve kazançlara bağlı olduğundan, zorluk anlarında bu menfaatlerini de kaybetme durumuyla karşı karşıya kalırlar. Herşeyleri buna bağlı olduğundan hiç beklemedikleri bir olayla bunları kaybedecek olmaları, onları büyük bir mutsuzluğa sürükler. Elde edebildikleri geçici neşe ve sevinci de bu yolla tamamen kaybederler. İçinden çıkamayacakları bir karamsarlığa ve umutsuzluğa kapılırlar.

Müminlerin mutluluğu ise, zorluk ve sıkıntı anlarında göstermiş oldukları Kuran ahlakı ile daha da kalıcı bir hale gelir. Müminler, hep Allah’ın rızasını düşündükleri, akıllarını ve vicdanlarını hep bu yönde kullandıkları için, olumsuz gibi görünen durumlardan asla iman etmeyenler gibi negatif yönde etkilenmezler. Aksine zorluk ve sıkıntı anlarında gösterecekleri güzel ve teslimiyetli tavırlarla Yüce Allah’ın rızasını kazanabileceklerini umdukları için, böyle bir anda bile mutluluklarından hiçbir şey eksilmez.

Müminlerin kalbinde, Allah’ın rızasını kazanma umudunun, bu yolda elinden gelen tüm çabayı harcamanın verdiği bir sevinç ve huzur vardır. Yaşadıkları bu neşe ve sevinç onları hem dünya hayatında mutlu ve huzurlu kılar, hem de Allah’ın rızasını daha fazla kazanmalarını sağlayacak olan şevklerinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu sevinç ve mutluluk, insanların -iman etmedikleri takdirde- asla ulaşamayacakları ve taklit edemeyecekleri bir sevinçtir. Çünkü bu Allah’ın yalnızca müminlere hissettirdiği ve Allah’ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennetini ummanın verdiği mutluluk ve huzurdur.

İmanın Neşesi


Müminler Allah’a ve O’nun yarattığı kadere iman ettikleri için neşe ve sevinçleri süreklidir. Bu durum onların günlük hayatlarına da yansır ve müminlerin karakterinin temel kaynağını oluşturur. İman etmeyenler ise, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden habersiz bir şekilde yaşamanın karşılığı olarak hep mutsuz olurlar.

Müminlerin Allah’a karşı duydukları sevgi, bağlılık ve kadere olan teslimiyetleri, onları maddi ve manevi olarak rahatsız edebilecek her türlü sebebi ortadan kaldırır. Çünkü mümin için yaşamı boyunca ‘kötü’ olarak nitelendirebileceği hiçbir şey yoktur. Göstereceği Kuran ahlakı ile Allah’ın tüm ‘kötü’ gibi görünen durumları, kendisi için ‘hayra’ ve ‘iyiliğe’ dönüştüreceğini çok iyi bilmektedir. Bu da müminin her zaman imani bir neşeye ve sevince sahip olmasını sağlar. Herkesin üzüldüğü, karamsar olduğu bir ortamda, onu üzecek herhangi bir neden mevcut olmadığından, neşesinden ve sevincinden hiçbir şey eksilmez.

Müminlerin tepkileri, imani bir neşeye sahip olduğu için her zaman içten ve samimi olur. Her zaman Allah’a tevekkül ettikleri için, hareketleri ve tavırları karşılarındaki insanlara da büyük bir huzur ve neşe verir. Bu açıdan herkes bir müminle konuşmaktan ve arkadaşlık etmekten büyük zevk alır. Çünkü gerçek anlamda samimiyete, içtenliğe ve neşeye yalnızca müminler sahiptir. Zaten çevresindeki herkes de onun bu halini çok açık bir şekilde fark eder. Mümin, Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu eşsiz nimet sayesinde yaşamaktan zevk alan, gerçek anlamda güzel vakit geçiren, mutlu olan ve gülen tek kişidir. Çünkü müminler herşeyin kontrolünün Allah’ın iradesinde olduğunu bilirler. Allah bu konuyu bir ayette şu şekilde bildirmektedir:

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)

Din ahlakından uzak yaşayan insanlar genellikle güzel vakit geçirmenin, neşenin ve coşkulu bir sevginin zevkini gerçek anlamıyla yaşayamazlar. Bu insanların büyük çoğunluğu zaman zaman iyi vakit geçiriyor veya eğleniyormuş gibi görünseler de, bu durum yaşadıkları hayatın geneline hakim olamamaktadır, çünkü çoğunlukla yaşadıkları sorunları düşünmeleri ve onları kendilerinin çözeceklerini zannetmeleri, yaşamlarının geneline yansımakta, sıkıntı ve gerginlik yaratmaktadır.

Müminler ise Allah’a samimi bir şekilde iman etmelerinin bir karşılığı olarak, Allah’ın onlara hissettirdiği ‘gerçek’ neşeyle dolu bir yaşam sürdürdükleri için, onların aldıkları keyif ve mutluluk en üst seviyededir.

Sürekli Mutluluk Yalnızca Müminlerindir


Sonuç olarak; müminler, içinde bulundukları koşullar ne olursa olsun, daima Allah’a güvenen, hep O’na yönelip dönen, sürekli O’nu razı etmeyi düşünen ve Kuran ahlakından asla taviz vermeyen bir ahlaka sahip olduklarından, Allah’ın hiç bitmeyen rahmeti, fazlı ve sevgisi hep onların üzerindedir. Yüce Allah, Kendisi’ne iman edenleri hiçbir zaman yalnız ve yardımsız bırakmayacağını vadetmiştir. Allah, Kendi yolunda samimi bir şekilde çaba gösteren, hiçbir şüpheye kapılmadan mallarını ve canlarını Allah’ın rızasını kazanmak için seve seve harcayan bu sadık kullarını, yaptıklarına güzel bir karşılık olarak içinde sonsuza kadar kalacakları, nimetlerle donatılmış cennetlerle müjdelemiştir:

Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Yunus Suresi, 64)